More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  Kırk OrmanProfileFriendsBlogMore Tools Explore the Spaces community

Mustafa Acungil

View spaceSend a message
Location:
Interests:
İlk alanımdan taştım. Taşanları koymak için bu alanı yaptım. Buradaki yörüngemin merkezi 'yaratıcı yazarlık'.

Kırk Orman

Karnında kırk tilki dolaşanlara karşı, kafasında kırk orman dolaştıranlar
August 08

TAŞINDIM

Teknik yazılarımı aşağıdaki adresten takip edebilirsiniz:
 
 
Özellikle yaratıcı yazarlık yörüngesinde dolaşan eserlerimi ve yazılarımı şu adreste bulabilirsiniz:
 
 
Dört Adam Özgürlüğünü Arıyor'dakilerden biriyim:
 
 
Ayrıca kod adı 'Gündelik Başarı İçin Uygulanabilir Taktikler' olan bir kitabın birinci taslağını bitirdim. Düzeltmeleri yaptıktan sonra ayrı bir blog olarak yayınlamayı düşünüyorum. Henüz yazı yok ama yakında başlarım. Adresi:
 
 
Bunlara başka bloglar da katılacak.
 
Beni izlemeye devam edin... 
July 26

TBD Bilim Kurgu yarışmasına katıldım

Türkiye Bilişim Derneği'nin bilim kurgu yarışmasına 'Kurgunun Sonu' adlı hikayemle katıldım.
 

Kurgunun Sonu

3 Agostoz 101

Bu beyaz kağıtları saklamak çok tehlikeliydi. Şimdi üzerlerinde harfler varken, ölümcüller. Güvenli bir sığınak bulana kadar tek bir harf yazmamış olmamın nedeni de bu.

Buraya ne sıklıkla gelebilirim, hiçbir fikrim yok. Geldiğimde çok kalamayacak olduğum kesin. Üstelik kağıtlarım da az. Ne olursa olsun, bildiklerimi yazıya dökmeliyim. Bildiğim kadarıyla…

Başlangıçta kimse önemsememişti. Amerika’da başladı. Saçımdaki aklar kadar akı olanlar, bu ülkeyi hatırlar.

İlk kurban Blade adlı bir vampir filmi serisinde başrolü oynayan adamdı. Oynadığı bir sahnede bulundu. Filmdekinin aksine, kanını akıtmak için yatırıldığı masadan vücuduna saplanan oluklu silindirlerden sonra yaşamaya devam edememişti.

Cinayet haberlerde geçti ama sıradan olduğu düşünülmüştü. Soruşturma başlatıldı ve hayat devam etti. Sonraki haftaya kadar…

Bruce Willis’in, Altıncı His filminin sonunda görülen yaranın aynısının ama gerçeğinin uygulanmış olduğu vücudu bulunduğunda dünya sarsıldı.

Aslında yaşanan, çok merkezli bir deprem gibiydi. Sylvester Stallone’un terk edilmiş bir ambarda kurulu bir ringde boynu kırılana kadar maç yapmaya zorlanmış bedeni boks kıyafetleri içinde bulundu. Kaskı yoktu. Sharon Stone’un kalbine bir buz kıracağı saplanmıştı.

Yazdıklarımı bir okuyan olsa, bu isimler hiçbir şey ifade etmeyecek, biliyorum; ama bir zamanlar sinema endüstrisi diye bir şey vardı. Görmemiş birine nasıl anlatılır ki! Üstelik sayfalarım da az. Neyse, belki başka kaynaklardan, örtülmüş geçmiş üzerine daha geniş bilgilere de ulaşılır; onlarla birlikte bu yazdıklarımın bir anlamı olur.

10-15 ölümden sonra, aktörlerin ve aktrislerin filmlerindeki sahnelere benzer ölümler yaşıyor olmalarının mesajı kulaktan kulağa konuşulmaya başladı: Kurgu, kötüydü. Milyarlarca insana hayaller satılması kötüydü. Buna inananlar vardı ve gerekli uyarıları en anlaşılır şekilde tüm dünyaya veriyorlardı. Televizyon kanallarında ölen kişilerin yaşam tarzları, toplumun saptırılmış eğlence ihtiyaçlarını sömürerek nasıl büyük paralar kazandıkları konuşulmaya başladı. O sene hiçbir yeni film yapılmadı. Önceki yılın filmleri için düzenlenen Oscar töreni son anda iptal edildi.

Hollywood’un çöküşüyle öne çıkmak için şahlanan Bollywood ve Hong Kong sinemaları birkaç cinayette mesajlarını aldılar ve dünyada bir daha film çekmek için kamera arkasına geçen olmadı.

Yazdıklarımdan tek bir kelime bile anlamıyor da olsanız, aldırmayacağım artık. Kendim için yazıyorum… Bunları yazmalıyım…

Yokluğumdan şüphelenenler olmuştur. Bu kartopunun ardından gelen çığı bir dahaki gelişimde yazarım…

***

32 Agostoz 101

Gece bekçilerinin güzergahını kendim belirliyorum ama, klanın emniyeti için gerçekten su sızdırmaz olmaları gerekiyor. Gelişim için tek boşluk ve dönüşüm için tek boşluk var.

Sinema endüstrisinin çöküşüne paralel olarak, televizyon kanallarında, bu endüstrinin topluma zararlarını anlatan kişiler arttı. Fikir adamı kılıklı bazı kişiler, bu zararları bastıra bastıra anlatırken, sinema oyuncularına yönelik ölümle sonuçlanan olayların giderek artması konusunda yarım ağız kınamalarda bulunuyorlardı. Amerika’nın yönetimindeki siyasi iktidar da bu konuyu kabullenir bir görünüme bürünmüştü. Kurguyla Mücadele Derneği adında bir kuruluş hızla yükselmeye başladı. Üyelerinin arasında pek çok Amerikan senatörü de vardı. Kuruluşun tek odak noktasının sinema olmadığı sonraki aylarda anlaşıldı.

Çeşitli sanat dallarındaki insanlar da sinema oyuncularını yalnız bıraktılar. Hatta pek çok yerde, tiyatro oyuncularının oluşan bu boşluktan çok memnun olduklarına dair rivayetler vardı. Tiyatro, müzik, şiir dinletileri, komedi şovları, hepsi her zamankinden daha kalabalık seyirci toplulukları çekmeye başlamıştı.

Endüstri yatırımcılarının bazıları paralel alanlara kayarak varlıklarını kurtardılar. Sinema oyuncuları ise kılık değiştirip topluma vasıfsız işçi gibi dikkat çekmeyecek konumlarda karışmaya çalışıyorlardı. Tüm sinema oyuncularının ölüme mahkum olduğu kabullenilmiş gibiydi. Oyuncuları kimin öldürdüğü belli değildi. Kimse üstlenmiyordu. Hiçbir cinayetin peşinden de gidilmiyordu. Her gün yeni bir oyuncunun ölümü geçiyordu ajanslara. Genellikle en çok bilinen bir sahnelerine paralel kurguda öldürülüyorlardı.

Gladyatör adlı filmin kahramanını yüzlerce kişinin izleyici olarak katıldığı bir Roma arenası benzetiminde kısa kılıçların onlarca ama aralıklı darbeleriyle öldürdüler. Tüm seyirciler maskeli, arenadakiler de kukuletalıydı. Görüntüler televizyonlarda yayınlandı. Toplumun kalan kısmı normale hayli yakın bir şekilde işliyordu. Sadece artık filmler yoktu. Oyuncular ya öldürüldüler ya da izlerini kaybettirdiler. Amerika’da isyan sonrası kana susamış Roma gibi hortlayan bu ortam, dünyaya yavaş yavaş yayıldı.

Herşeyin garip bir şekilde de olsa yeniden düzene girdiği düşünülmeye başlamışken, Kurguyla Mücadele Derneği, bir gece yarısı web sitesinde son derece akademik bir dille yazılmış o meşhur makaleyi yayımladı. Tek bir yazı içinde bilgisayar oyunları, romanlar, tiyatro eserleri ve nesnel dayanakları olmayan kuramsal teorilere bağlı bilimsel çalışmalar kurgunun zehirli köklerini toplumun en derinlerine salmak için kullanılan araçlar olarak ilan ediliyordu.

Ertesi gün, Stephen King, eyaletler arası yol üzerindeki bir köprüden aşağıya, beş şerit bir yöne, altı şerit diğer yöne 120 kilometre civarında hızla akan trafiğe bırakıldı.

İki hafta sonra, Stephen Hawking’in her türlü araç gereç yardımından yoksun olarak vahşi ormana bırakılıp doğal etkilerle ölene kadar çekilmiş görüntüleri bulundu. Bu doğal etkileri detaylandırmaya dilim varmıyor.

Her iki cinayetin de mesajları o kadar derin ve korkunçtu ki; bilim adamları, bilgisayar oyunları dünyasının eşsiz zekaları, yazarlar hiçbir kendini aklama mücadelesine girişmeden sıradan insanlara dönüşüp toplumun içinde kaybolmaya çalıştılar. Bu yargısız infazın mahkumları dahil herkes, yazarların, bilim adamlarının ve bilgisayar oyunu sanatçılarının öldürülüp soylarının tüketilmesinin kaçınılmaz olduğunu kabullenmişti.

Normal artık yoktu. Toplumların değer yargıları, düşünce şekilleri ve hukuk düzenleri değişmeye başladı. Kontrol edilemez bir dönüşümün içinde Türkiye’de de iki sansasyonel yazar cinayeti uluslar arası gündemde yerini buldu. Orhan Pamuk, Kara Kitap’ta bahsi geçen celladın kurbanı oldu. Vücudu bulunamadı. Başı ise kendi anlattığı şekilde makyajlanmıştı. Ahmet Altan, yemeden içmeden, iliği kuruyana kadar faal olmaya zorlanarak öldürülmüştü.

Uydu yayınlarıyla televizyonlar hala ayaktaydı. İnternet sık sık aşırı kullanımdan kilitlenerek de olsa her zamankinden daha yoğun olarak kullanılıyordu.

Dünyada devam eden hiçbir savaş kalmadı. Tüm eski çatışmalar unutulmuştu. Tüm dünyada oluşan yeni cephenin kurgu ve katı gerçeklik arasında olduğu reddedilemez bir şekilde ortaya çıkıyordu. Kurguyla Mücadele Derneği uluslar arası bir yapıya büründü. Birleşmiş Milletlerde, NATO’da, Avrupa Birliğinde ve daha pek çok organizasyonda ülke seviyesinde üyelik hakkı kazanmıştı.

Bazı küçük ülkelerin kendi yönetimlerini feshedip Kurguyla Mücadele Derneği’nin mandasına gönüllü olarak girdikleri görülmeye başladı.

Dönüş saatini kaçırmak üzereyim. Dernek üyelerinin acıması yoktur. Umarım size tekrar dönebilirim sayfalarım…

***

13 Aylule 101

Kurguyla Mücadele Derneği tüm dünyada örgütlenmesini tamamlarken, sadece oyuncular, yazarlar, bilim adamları, bilgisayar oyunu sanatçıları değil, bu tür eserlerin geçmişten gelen nüshalarını bulunduranlar, kullananlar, dağıtanlar da avlanmaya başladı.

Büyük şehirlerdeki kargaşa cehennem gibiydi. Olayların doruk noktasında dünyanın herhangi bir büyük şehrinde nüfusun en az yarısının öldüğü, kalan yarısının da nerdeyse tamamının kırsala dağıldığı söylense, abartılmış olmaz.

Varlıklı insanlar, taşınmazlarını paraya dönüştürmeye çalıştılar. Daha akıllılar değerli madenler ve taşlar satın almayı tercih ettiler. Kısa sürede bunların normal enderliklerinden çok daha kıt duruma geldikleri anlaşıldı. Henüz bilinmiyordu, ama tüm dünyanın değerli maden ve taş rezervlerinin büyük kısmı çoktan Kurguyla Mücadele Derneğinin eline geçmişti.

İnsanların nakit paraya umarsızca yönelmesiyle ekonomik dengeler yeniden şekillendi. Taşınmaz varlıkların hepsi neredeyse sıfır değere düştü. Yaşamı devam ettirmek için gerekli nesneler, yiyecekler, içecekler, giyeceklerse ateş bahası haline gelmişti.

Paranın varlığı ve insanoğlunun para kullanarak ticaret yapma konusundaki binlerce yıllık geleneği sayesinde sağ kalanlar bir şekilde değiş tokuşa devam etmeyi başarıyorlardı.

Sonra bir gün, bu kadar karmaşa içinde hala yayına devam edebilmeleri son derece şaşırtıcı olan televizyon kanalları ve internetten, Kurguyla Mücadele Derneği’nin parayı en büyük kurgusal nesne ve en büyük şeytan olarak ilan ettiği bildiriler yayımlanmaya başladı. Büyük ülkelerde kaos hakimdi ve bu bildirilerin etkisi de derinden hissedildi. Dünyanın en büyük 30 ekonomisi hariç diğer ülkeler ise artık ya Kurguyla Mücadele Derneği’nin mandasıydılar ya da yok olmaya yüz tutmuştular.

Yeni dünya düzeninde, ekonominin büyüklüğü gibi kavramlar da anlamını yitirmişti. Televizyon ağları ve internet, para yerine nesnelerin değiş tokuşu esasına geri dönen ama değiş tokuş için sanal olarak parasal birimleri kullanmaya devam eden ülkelerde refah paylaşımının nasıl yaygınlaştığını anlatıp duruyordu. Yayınlara göre, artık aşırı zenginler fiziksel bir varlığa dayalı olmayan kağıda basılı para kurgusundan mahrum kalınca, toplum üzerindeki hükümranlıklarını kaybetmişlerdi.

Benim bir süredir hazırlıklarını yürüttüğüm mücadelem de bu sıralarda başladı.

Kurguyla Mücadele Derneğinin işlettiği asıl düzeni neden insanların tümünün göremediğine şaşıyordum. Artık kağıda basılı paraya ihtiyaçları kalmamıştı. Değerli taş ve madenleri büyük ölçüde tekellerine almışlardı. Ne hikmetse, uydudan yayın yapan televizyon kanalları ve internet, saldırı geçirmez bir kalkan altında gibiydi. Bir zamanların küçük Afrika ülkelerinin bazıları ise, sanki bir gecede büyük silah üreticileri haline gelmişlerdi.

Doğrusu onları hayli gafil avladım. Kendi silahlarıyla vurulmayı beklemiyorlardı. Ama bu kadar büyük bir yangın ancak yangınla söndürülebilirdi.

***

28 Aylule 101

Yazmaya bu kadar dalmamalıyım. Klanın yönetimi tamamen bende, ayrıca Derneğin de her gün yüzlerce küçük işi oluyor. Tüm bunların arasında bu yaptığım çok tehlikeli. Kağıtlar azaldıkça bir yandan üzülüyor bir yandan seviniyorum. İçimdekini dökmek için dünya üzerindeki belki de son beyaz kağıtları kullanıyorum. Bu güzel nesnelerin yok oluşunun hüznü çok derin. Yine de içimdekileri döküp kurtulmuş olacağım için ve buraya gelerek kendimi tehlikeye atmaya bir son vereceğim için bitişi dört gözle bekliyorum.

Kurguyu sadece üretenlerin değil, kullananların, destekleyenlerin, yayanların, kurguya kıyısından köşesinden bulaşan herkesin yok edilmesi kampanyası şiddetlenirken, benimle kader birliği etmiş ve canlarını dünya insanlığının kalanını kurtarmaya adamış bir grup arkadaşa harekete geçme sinyallerini gönderdim.

Bu büyük alevleri güden birileri vardı, karşı yangınla alevleri onların üzerine sürmekten başka çare de yoktu.

En önemli silahlarının köktendinci bir Hıristiyanlık, tüm dünyayı etki altına almakta kullanabildikleri televizyon ve internet ağı, silah üretim gücü ve kurgu üretiminde kullanılmasını yasakladıkları yazı gibi çok önemli araçlar olduğunu analiz etmiştim. Şimdi yapacağım, bu insanlık dışı hayalet yönetimin hamlesinin altına girip onu şiddetlendirmekten başka bir şey değildi. Kendi saldırısının şiddetini, bu saldırının sonu yapmalıydım.

Hıristiyanlığın kutsal kitabının kitap değil, kitaplar olduğuna, İncil’in farklı versiyonları olduğuna nasıl dikkat çekeceğimizi aylarca planladık. Dünyanın çeşitli yerlerinde, kurguya delice saldırmayı refleks edinmiş televizyon kanallarını ve internet portallerini de kullanarak, çağdaş Hıristiyanlığın en büyük kurgu olduğu gerçeğini hızla yaydık.

Hemen ardından, televizyonun kendisinin ve internetin kurgu dalgasının en dramatik yüksekliklerini oluşturduğunu tüm dünyanın konuşmasını sağladık.

İncelikle hesapladığımız karşı yangın, büyük yangının yönünü kısa bir süre için de olsa değiştirebildi. O kısa süre zaten tahrip gücü çok yükselmiş bu yangının kendi hayaletlerinin büyük kısmını kavurmasına yetti. Halk uydu sistemlerini sabote etmeye başladı. En katı bir inancın yutturulmuş olduğu köktendincilerin kör inançlarını sarsmayı da başarmıştık.

Birkaç hafta daha devam eden televizyon yayınlarında ve internet haberlerinde, yazı kavramının kendisini tartışmaya açtım.

Artık Dernek içinde de son ayların manevralarıyla önemli bir konuma gelmiştim. Dünya çapında yayıncılığın hala mümkün olduğu o son haftalar boyunca, uydu sabotajlarının gerçekten ne kadar da haklı olduğunu tekrar tekrar vurgulayan konuşmalarımda, aslında kurgudan daha büyük suçlunun yazılı kültür olduğunun altını sürekli çizdim.

Dünyayı felakete sürükleyen yazılı kültürdü ve sözlü kültür eski güzel günlere, binlerce yıl öncesinin saf mutluluğuna insanları tekrar taşıyacaktı.

Tüm kıtaların tüm sokaklarında büyük yığınlar halinde kitaplar yakılırken içim sızlıyordu. Bu çılgınlığı sürükleyen kişi olarak ben, sadece ve tek bir kitabı saklamaya cesaret edebildim: Kuran-ı Kerim. Benim gibi yüzlerce insanın, bu çılgınlık dalgasına dayanabilmek için akıntıya uyduğuna ama bir yandan cesaret edebildikleri bir şeyleri sakladığına inanıyordum.

Çok büyük bir çabayla da olsa, “kurgu kötüdür” mesajını, “yazılı kurgu, kitlesel olarak üretilen kurgu kötüdür, sözlü kurgu iyidir, özümüzde yer alır” mesajıyla değiştirebilmiştim.

***

15 Akimmos 101

Adı sadece Dernek artık… Kurguyla Mücadele Derneği çoktan tarihin karanlığına gömüldü. Nüfus yapısı binlerce yıl önceye dönmüş dünyada artık dernekler var. Klanlar ve dernekler. Akrabalık bağlarıyla bir araya gelen klanlar. Akrabalık dışı sebeplerle bir araya gelen ve bazen birkaç klandan oluşabilen dernekler.

Tüm dünyayı kendileri için almaya çalışan o azınlığın planını bozmam doğru muydu? Bilmiyorum. Hamlelerimin sonucunda Kurguyla Mücadele Derneği, çok uzun bir zaman boyunca hazırlanmış tüm o araçlarını yitirdi ve yok olmasının süreci başladı. Evdeki hesapları çarşıya uymadı.

Ama benim hesabım da uymadı… Aslında sadece onları durdurmayı hedefliyordum, sonrasıyla ilgili hiçbir planım yoktu. Yıkımın aktörlerini yok ettim; yıkımı durduramadım. Belki de hızlandırdım.

En çok yazılı söze acıyorum. Yok edilenlerin yanına benim kattığım yazılı söz!

Bebeklikten itibaren evlat edindiğim yirmi çocuğum var. Onları bana tam bağlılıkla yetiştiriyorum. Her biri 21 yaşını bitirdiğinde tam sadakat testinden geçecek ve başarılı olanlara gizlice yazmayı öğreteceğim. Yepyeni dünyanın en büyük tabusunu!

Kavmim, tekrar sözlü kültüre döndü. Son yüzyıllarda iyice küçüldükten sonra şimdi tekrar büyüyen dünyanın özgürleşmiş ovalarında, yaylalarında tüm dünya bizimmiş gibi hareket halindeyiz. Örfümüz, dinimiz, toplumsal kurallarımız dervişlerin şaşmaz ezberinde.

O şaşmaz ezber içindeki en önemli kurallardan birisi yazı ve sözlü kültürü insandan bağımsız hale getirebilecek her türlü aracın kötülüğü.

Bu kuralı ben koydum. Kaldıracak olan da benim.

Yazılı sözün geleceğinin 120 yaşını devirmiş bir ihtiyarın elinde olmasından memnun değilim. Çocuklarımın emaneti devralmak için yaşayacakları sınava sadece birkaç sene kaldı. Biraz daha direnmeliyim. Emaneti devretmeden ölmeyeceğime, bu son beyaz sayfanın son satırında, kelimelerimi yazmak için kullandığım kanım üzerine yemin ederim.

 

Mustafa Acungil

Haziran - Temmuz 2007

Esentepe, İstanbul

July 18

BUGÜN BİR ŞEY YAP!

Bugün bir şey yap!
 
Daha iyiye doğru bir adım at, en azından daha iyi olacağını düşündüğün yöne doğru... Daha önce yapmadığın bir şey yap. Değiş, değiştir.
 
Hiç ilgilenmediğin bir şeyle ilgilen. Hiç gitmediğin bir semte git. Çalıştığın ofisin önünde dur ve dünyaya hiç bakmadığın gibi bak.
 
Bugün bir şey yap, değişik olsun.
 
Anlayamadığın bir insanın bakış açısını düşün. Bir anda işsiz kalsan, bulunduğun sektör tamamen batsa ne yapardın, ne iş bulabilirdin, onu düşün. Maaşlı bir işte çalışmayı bugün bıraksan, geleceğini nasıl şekillendirirdin, onu düşün.
 
Daha az enerjiyle yaptığımız işleri nasıl yapabiliriz, onu düşün. Düşünmek zor geliyorsa, ayağa kalk, bir adım at. Hiç izlemediğin bir diziye bak. Hiç okumadığın bir yazardan bir sayfa oku. Hiç ziyaret etmediğin bir internet sitesine bak.
 
Bugün bir şey yap, kır zincirlerini.
July 08

Okuduklarım, Temmuz - Ağustos 2007

1471. Dul Kasabı - Pavel Kohout
1470. The Microsoft Data Warehouse Toolkit - Ralph Kimball Group
1469. The Last Rung On The Ladder (Audio Book) - Stephen King
1468. Talihsiz Serüvenler Dizisi 13, Son - Lemony Snicket
1467. Talihsiz Serüvenler Dizisi 12, Evvelki Tehlike - Lemony Snicket
July 06

Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi

Ölümün zamanlısı zaten yok da, bazısı çok zamansız oluyor.
 
Ömrünün baharında, ülkesine olan görevini yerine getirirken, ülkesini düşman bilmiş ama bu topraklarda yaşayan insanlar tarafından öldürülenler... Gençliğinin en civcivli döneminde, direksiyonunu tuttuğu aracı tabut haline gelenler...
 
Yunus, Koca Yunus, Aşık Yunus, Yunus Emre... Yüzlerce yıl önce söylenebilecek herşeyi söylemiş onların ardından:
 
GELDİ GEÇTİ ÖMRÜM BENİM
Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibi

İşbu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibi

Miskin âdem oğlanını benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter yere tohum saçmış gibi

Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi

Bir hastaya vardın ise bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi

Bir miskini gördün ise bir eskice virdün ise
Yarın anda sana gele Hak libâsın biçmiş gibi

Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalur derler
Meğer Hızır İlyas ola abı hayat içmiş gibi
June 16

Bill Gates giderek daha da önemli bir insan oluyor...

Bill Gates sonunda Harvard'dan mezun olmuş. Mezunlara yönelik organizasyonda yaptığı konuşma hayli ilgi çekici. Konuşmanın resmi metni demek belki daha doğru olur, gerçek konuşma muhtemelen ufak tefek farklılıklar içermiştir.
 
Çevirmeyi düşündüm ama çok uzun ve ne yazık ki vaktim yok. İlgilenenler için linki:
 
June 14

Business'ın biz'i...

Şimdi... Öncelikle Türkçe'yi çok severim. Aşk derecesinde severim. Ama İngilizce de kullanırım. Okuduklarımın neredeyse yarısı İngilizce. Bazı metinler de vardır ki, içinde bulundukları dile çakılıdırlar. Her şiir çevrilemez mesela. Tom Peters şair değil, ama İngilizce de konuşmuyor, Tom Petersça konuşuyor. İngilizcesinden bile okumak zor adamı, Türkçe'ye çevrimini okumayı denedim, başardım da, ama rezalet ötesiydi.
 
Öte yandan, Tom Peters, Tom Peters'tır. Konuşmaktan çekinmeyen bir adamdır. Gözleyebilen bir adamdır. Bu yüzyılda yaşıyorsanız, okumanız gereken bir adamdır.
 
Aşağıdaki alıntı ondan. Bunu okuyamayacak kadar İngilizceniz yoksa, özür dilerim. Başka girdilerimden keyif almayı deneyin.
Ya da şöyle demeliydim: Bunu okuyamayacak kadar İngilizcemiz yoksa ne kötü; başka girdilerimize göz atmayı deneyelim mi? Peters'ın aşağıda anlattığı, az önce kullandığım iki cümle arasındaki fark. Eh işte, artık İngilizceniz yoksa da mesajı aldınız. Ya da ne güzel, İngilizcemiz yoksa da artık meselenin özünü kavramış olduk.

This trick (more on who gets “tricked” in a moment) was taught me by my first McKinsey partner-mentor back in 1974. “Tom,” he said, none too gently, “when you address the Client, never fail to use the word 'We.' As in 'The way we might get at this blah blah blah.' The idea is that it's us and the Client foraging mightily as a Team in hot pursuit of the truth.”

I'll be the first to admit that this is indeed a “trick.” But beginning in those McKinsey days, I contend that it was me who was mostly tricked! Use “we” and “us” enough ... and I began to feel that I was on the Clientʼs Team, not vice versa.

To this day, 30 years later, by instinct, I religiously use “We” and “Us”—and a team of wild horses could not elicit an “I” or “You.”

It is a trick ... and it is a Fundamental Value concerning Groups on Joint Ventures in Quest of
Better Understanding.

We agree, right?

June 13

Okuduklarım - Mayıs Haziran 2007

1466. Talihsiz Serüvenler Dizisi 11, Mantar Mahşeri - Lemony Snicket
1465. Retire Young Retire Rich - Robert T. Kiyosaki, Sharon L. Lechter
1464. Zengin Babanın Kehaneti - Robert T. Kiyosaki, Sharon L. Lechter
1463. Lisey's Story - Stephen King

Everything the same

Stephen King, son kitabı Lisey's Story'nin sonundaki "Author's statement"ın son paragrafında şunu yazmış:

Finally, great thanks to Burton Hatlen, of the University of Maine. Burt was the greatest English teacher I ever had. It was he who first showed me the way to the pool, which he called “the language-pool, the myth-pool, where we all go down to drink.” That was in 1968. I have trod the path that leads there often in the years since, and I can think of no better place to spend one’s days; the water is still sweet, and the fish still swim.

Her yazı sevdalısının hayatında böyle bir tetikleyici kişi var mıdır acaba? Benim tetikleyicilerim, okuduğum insanlar. Lisedeki edebiyat öğretmenim Yasemin Hanımı da unutmamalıyım. Çok acemi işi ilk şiirlerimi gösterdiğimde hevesimi kıracak herhangi bir şey yapmadığı ya da söylemediği için. : )

Ama bir de Çangal var tabii, Ahmet Cengiz Hocam. Geometri idi dersi ama, son sınıftaki yıllık kurulu çalışmalarımı teşvik etmesi, kendisinin edebiyat öğretmenliğini yapmış Necatigil'den bahsi, hala aklımda...

 
No list items have been added yet.
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
  • August 04 5:55 PM


  • June 10 12:14 PM
    merhaba, üretken yönünüz oldukça dağılmış durumda gibi geldi bana. yani birkaç yerde bir çok yazı dağılmış durumda. elbet bunun da bir düzeni vardır. ben de bunu yapıyorum aslında. ama her yeni blog sitesinde farklı bir nick kullanarak. farklı konular farklı nicklerle.. ne kadar tatmin edici oluyor o tartışılır tabii. neyse. sizi kutluyorum. yazdıklarınızla direniyorsunuz. bense yazdıklarımı yayınevlerinde veya bilimsel dergilerde yayınlatma derdinden hayatın gerisinde kaldım gibi..
  • June 10 12:13 PM
    merhaba, üretken yönünüz oldukça dağılmış durumda gibi geldi bana. yani birkaç yerde bir çok yazı dağılmış durumda. elbet bunun da bir düzeni vardır. ben de bunu yapıyorum aslında. ama her yeni blog sitesinde farklı bir nick kullanarak. farklı konular farklı nicklerle.. ne kadar tatmin edici oluyor o tartışılır tabii. neyse. sizi kutluyorum. yazdıklarınızla direniyorsunuz. bense yazdıklarımı yayınevlerinde veya bilimsel dergilerde yayınlatma derdinden hayatın gerisinde kaldım gibi..
  • Özlem Yurdakurban Atay
    July 30 1:25 PM
    Mustafa Hocam,
    Tamamen bir tesadüf eseri blogunuzu görüntüledim. Her zaman ki gibi zihinsel üretiminizin devam ettiğini gördüğüme çok sevindim.  Bir sağlam okuyucunuz olarak, başarılarınızın devamını diliyorum.  
  • July 02 2:09 PM
    Slm öncelikle spacesin çokgüzel olmuş, izninle siz ve bu spaces ziyaretçileri ile
    bir bilgi paylaşmak istiyorum.
    Mutlaka duymuşsunuzdur;dünya 7. harikasını seçmek için kıyasıya yarışıyor ve kendi ülkeleri için oy veriyor,peki
    siz Ayasofya için oy kullandınız mı?Eğer cevabınız hayır ise  katılımcılar hakkında daha fala bilgi ve oylama yöntemleri için
    lütfen >>TIKLAYINIZ<<